top of page

Kant Çalışmaları Journal
3rd Issue
March 2024

Hasan Bülent Gözkân - Kant ve Özbilinç

Öz: Bu yazıda, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’nde özbilinç meselesini nasıl ele aldığı incelenecek ve bu incelemeden çıkan sonuçlar ortaya konulacaktır. Bunun için de kitabın “Transandantal Dedüksiyon” bölümüne odaklanmak gerekir. Descartes’ın Meditasyonlar’da cogito argümanıyla önünü açtığı özbilinç incelemelerini Kant, “Transandantal Dedüksiyon” bölümüyle yepyeni bir düzleme taşımış ve bu alanda kendisinden sonra gelen tüm felsefi düşüncelerin de yol haritasını çizmiştir. Bu bölüm, önce Alman idealizminin, sonrasında fenomenolojinin, yirminci yüzyılda ise bilinç konusuna felsefi açıdan yaklaşımın öneminin farkında olan bazı araştırmacılar için bir başlangıç noktasıdır. “Transandantal Dedüksiyon”, bu yazı bağlamında kısaca ifade edecek olursak, “Kopernik devrimi” dönüşümüne uygun şekilde kendisinde bir dünyanın açıldığı ve bir arada tutulduğu “saf ben”in nasıl kurulduğunun soruşturulduğu bölümdür. Bu bağlamda da “saf ben”in birliğinin, bir arada tuttuğu nesne ve nesneler dünyasına mantıksal önceliği olduğundan hareket edilmekte ve özbilincin bu bağlamdaki işlev ve konumu araştırılmaktadır. Kant’ın “Transandantal Felsefe” adını verdiği sisteminin kuruluşuna olanak veren başlangıç ve kaynak noktası “saf ben”dir. Transandantal felsefe sisteminde kendiliğinden verili veya kendiliğinden mevcut hiçbir başlangıç noktası kabul edilmediği için “saf ben”, kendinden kaim, ilahi bir tecelliyle insana bahşedilmiş bir ruh veya tözsel bir varolan değil de sentetik bir birlik, yani kurulan (tesis edilen) bir mekân (bağlayan, birleştiren, birlik veren, sentezlemenin mekânı) olarak kabul edilmektedir. “Transandantal Dedüksiyon” bu

kuruluşun zeminini ve koşullarını, başka bir deyişle özbilincin olanağını ve bundan çıkabilecek sonuçları incelemektedir. Bu yazıda “Transandantal Dedüksiyon”u hem anlamayı kolaylaştırdığını düşündüğüm hem de onu yorumlayan üç kademeli bir model önerilmektedir.

Anahtar kelimeler: Transandantal Dedüksiyon, bilinç, özbilinç, birlik, ben

Kenneth R. Westphal - Kant's Critical Philosophy and the Possibility of Cognitive Science

Abstract: To identify what Kant’s philosophy can offer cognitive sciences, I first set aside AI for reasons which highlight the merits of Kant’s account of cognitive judgment and his semantics of singular cognitive reference (§2). I then summarise key features of Kant’s Critical account of rational judgment and rational justification (§3); how these bear upon Kant’s account of perceptual, sensory-motor discrimination of particulars in our surroundings (§4); and upon issues of causal explanation, causal determinism and freedom of action (§5). Then I highlight how Kant’s Critical account of our moral experience, judgment and action also thoroughly integrates understanding and sensibility, in exact parallel to Kant’s theoretical philosophy (§6). Then I briefly corroborate and undergird Brook’s account of Kant’s view of the representational basis of human consciousness (§7). Finally, I suggest (§8) how to integrate Kant’s Critical epistemology, including his subtle account of sub-personal cognitive functions and functioning, within cognitive sciences.

Keywords: Cognitive science, rational judgment, singular cognitive reference, sub-personal cognitive functions, perceptual-motor discrimination

Korcan Evgin - Reichenbach'ın Kurucu ve Ampirik Aksiyomlar Ayrımı ve A Priori Kavramı

​Öz: Reichenbach bilginin imkânının Kant’ın a priori anlayışıyla temellendirilemeyeceği görüşündedir, çünkü ona göre bu anlayış, bilgiyi mümkün kılan bir yeti olan aklın analizine dayanır. Böyle bir analiz hem psikoloji alanına aittir hem de aklın, onun kategorilerinin ve diğer zihinsel yetilerin bilgide oynadığı rolü yargıların dışında ispatlayabilmek mümkün olmadığı için spekülatiftir. Oysa Reichenbach açık ve net olabilmek adına araştırma alanını ispatı mümkün olana daraltır ve bilginin felsefi

araştırması için zihni değil, bilgiyi çözümlemek ister. Böylece bilginin koşulları için akıl ve kategoriler yerine aksiyomlar incelenmelidir. O, bunun yanında akıl ve deneyim ilkelerinin her zaman örtüşmesinin “doğanın büyük bir kazası” olacağını düşünür; Kant’ın aksine, doğa ve akıl arasında böyle bir eşleşmenin imkânsız olduğunu

iddia eder. Zira görelilik teorileri sayesinde Kant’ın a priori olarak kategorize ettiği aklın değişmeyen bazı kurucu ilkelerinin evrensel olarak geçerli olmadığı artık kanıtlanmıştır. Böylece Kant’ın aklın doğayı ya da deneyimi belirlediği savı da yanlışlanır. Buna karşılık Reichenbach çözümünü Kant’ın yaptığı gibi kurucu ilkelerin akıldan alındığı tümdengelime değil, tümevarıma dayandırır ve buna bilimsel-analitik yöntem adını verir. Bu yöntemle hedeflediği şey kalıcı ve evrensel ilkelere ulaşmak değildir. Aksine özellikle bilimsel bilgide ayırdığı ampirik ve kurucu kısmın özelliklerini birbirleri ile etkileşimleri içerisinde ortaya koymaktır. Deneyim verilerinden doğan ihtiyaca göre yenilenebilen ancak yine de bu ampirik kısmı inşa edebilecek kurucu ilkeler tasarımı, onun a priori kavramına yeni biçtiği anlamı oluşturacaktır.

Anahtar Kelimeler: Reichenbach, a priori, koordinasyon, akıl, deneyim

Ozan Çılgın - Davos Tartışması Bağlamında Kant Felsefesinin Neliği Üzerine Bir Soruşturma

Öz:  Bu çalışmanın amacı, Ernst Cassirer ve Martin Heidegger arasında 1929 yılında Davos’ta Kant üzerine gerçekleşmiş olan tartışmadan hareketle, Kant felsefesinin neliği üzerine bir soruşturma gerçekleştirmektir. Davos’ta gerçekleşen tartışmadan kısa bir süre sonra Heidegger, Kant ve Metafizik Problemi adlı çalışmasını yayımlamış, iki yıl sonra da Cassirer Heidegger’in Kant yorumuyla ilgili eleştirel makalesini Kant-Studien dergisinde felsefi kamuoyuna sunmuştur. Çalışmamız Cassirer’in Heidegger’e dönük temel eleştirilerini serimleyecek bunu yaparken bir yandan da Heidegger’in yorumunun ana hatlarını sunmaya çalışacaktır. Elbette bu durum Yeni-Kantçılıkla Heidegger arasında Kant felsefesini yorumlama bakımından ortaya çıkmış olan farkın da ele alınmasını gerektirmektedir. Bundan dolayı Yeni-Kantçı Marburg okulunun iki önemli filozofu olan Hermann Cohen ve Paul Natorp’un temel yaklaşımları da ortaya konacaktır. Yeni-Kantçılık Kant felsefesini özü bakımından bir epistemoloji üstelik matematiksel ve doğa bilimlerine dönük bir yöntem hazırlayan bir epistemoloji olarak yorumlamaktadır. Pozitivist yönelimli bu yorumun sonucu olarak Kant felsefesinde görünün işlev ve anlamı düşüncenin lehine olacak şekilde azaltılmış ve bilgi nesnesinin kurulumu açısından görünün yapısal pozisyonu paranteze alınmıştır. Böylelikle görü elemanının Kantçı eleştirideki bağımsız pozisyonu ortadan kaldırılmış ve düşüncenin belirlenimi altına alınarak yeniden formüle edilmiştir. Heidegger ise böylesi bir yorumun Kant felsefesini bütünüyle yanlış anlamak olduğu düşüncesindedir. Kant felsefesi temelde bir ontolojidir. Bu ontoloji bir yanda varolanların (doğa alanının) varlık bilgisinin sentetik a priori bilgi aracılığıyla diğer yanda öznelliğin asli kurucu unsuru olarak zamansallığın transandantal imgelem gücü ve şematizm öğretileri aracılığıyla açığa çıkışında temsil edilmektedir. Her ne kadar Cassirer Ortodoks bir Yeni-Kantçı pozisyonu muhafaza etmese de Heidegger’in Kant yorumuna ilişkin eleştirisi ciddi bir şekilde değerlendirilmeyi hak etmektedir.

Anahtar kelimeler: Cassirer, Heidegger, ontoloji, epistemoloji, Yeni-Kantçılık

Türkiye Kant Topluluğu

bottom of page